25 Eylül 2020

-“Yine İçmişsin!”

Kıyı EGE / Recep METİN> “Bir şiir yazmak istedim. Şiir içimi kanattı. Alkol bastım yarama. İçmek mi bu?”

Yeni açılmış bir taksitli alışveriş mağazasının önünden geçiyordum. Genç bir kız tanıtıcı kartlar ve “indirim!” yazılı broşürler dağıtıyordu. Kızın yanında da bir oğlanla başka bir kız tanınmayacak kadar boyalı yüzleriyle, yeni nesil açılış palyaçoları olarak dans ediyorlardı. Arada bir kesilen yapmacık gülümsemelerinin ardında oğlan tuvalet ihtiyacını belli eden sıkıntısını gizleyemiyordu. Hemen iki dükkan sonraki çay ocağının önüne konulmuş iskemlelerin birine oturdum. Gelip geçenleri izlemeye koyuldum. Çaycı arkadaş gürültüden muzdarip olduğunu hissettiren yüz hatlarıyla ve hafif bağırarak “Kaç şeker?” diye sordu. Çaycıyı bir de benim parmaklarımla gösterdiğim on sayısı sinirlendirmişti. “Dalgamı geçiyorsun?” diye bağırışı bütün gürültüyü bastırdı. Gözüm elindeki tepside duran çay dolu bardaklara ve elinde tuttuğu iki kesme şekere ilişince anladım sinirliliğinin sebebini. Şeker istemem deyip çay bardaklarının birini kaptığım gibi yüzümü yeniden mağazanın önüne döndüm. Çaycıyı duymuştum da, aklımda, sorulacak herhangi ilk soruya vereceğim “On” cevabım olduğundan bu hadise gerçekleşti. Çaycının boşta kalan elini yukarılara kaldırıp “Hey yarabbim ya!” der gibi hareketlerini göz ucuyla gördüm.

Dans ederek zıplayan palyaçoların arasından, hızını kesmeden, sıyrılıp geçen hanımefendi bir yandan da üst katlardaki “avukat” tabelalarını okumaya çalışıyordu. Tam önümden geçerken durdu. Bana baktı. Arkamdaki çay ocağının kapısının solunda sırtını kapının pervazına dayamış dinlenmekte olan çaycıya seslendi. “İki çay alabilir miyiz?” Geldi yanımdaki kırık iskemleye dikkatlice oturdu. “Size de söyledim, çayınız biraz bayat görünüyordu. Belli ki eski demlikten doldurmuşlar çayınızı. İçersiniz değil mi?” Ben hanımefendinin kafama tıkıştırdığı sorunların hepsiyle uğraşırken, hem de neler olduğunu anlamaya çalışırken; çaycı: “Kaç şeker bayım? On mu, sıfır mı?” diye seslendi. Çaycının işini çok severek yapmasından mıydı çayların göz açıp kapayıncaya kadar gelmesi? Kafam şimdi daha da allak bullak olmuştu. Hanımefendi ne istiyordu. Doğrusu yüzü tanıdık da geliyordu. Çayımdan bir yudum aldım ki biraz önceki çaya dikkat etmemiştim; yeni gelen çay taptaze görünüyordu. “Buyurun?” diye seslendi kadın.

“Ne istiyorsunuz benden?” diye sordum. Normal şartlarda böyle konuşmam ben karşıma geçip oturmuş bir hanımefendiye. Normal şartlarda, eğer dilenci veya kredi kartı satan birisi değilse, bir hanımefendi karşıma geçip oturmaz zaten. Alımlılığını gölgeleyemeyen hafif eğri burnunu avuç içiyle silerek ve azıcık ağlamaklı; “Benim saçlarımı okşayıp, başımı kollarınızın arasına alır mısınız?” diye sordu. Kadın şaşırma kat sayımın eksponansiyel artışına aldırmadan, sol kulağını sağ omzuma dayayıvermişti. Elimdeki çay bardağını düşürmeden önümdeki boş tabureye benden hiç beklenmeyecek bir çeviklikle koydum. Kadının gözünden dökülen yaşlar koluma değmişti. “Özür dilerim hanımefendi. Önce şu garip gelişmelerin sizin doldurduğunuz yerlerini anlatır mısınız?” Kadın anlamayarak; “Beni aldattı.” dedi. Doğrularak yüzüme baktı. “Benim gibi bir kadını aldattı, düşünebiliyor musunuz?” Düşünemiyordum; ama sorduğu soruyla alakasızdı düşünememem. “Anlatın.” Kadın: “ Onları ben tanıştırmıştım. Aldattığı kadın benim okuldan arkadaşımdı. Geçen seneye kadar yirmi yıl görmemiştim. Kaan’la da on yıllık evliyiz. Kaan’ın turistlere yönelik bir hediyelik eşya dükkanı var Davutlar’da. Kışın resimlediği tabloları falan sergiler orada. Amaç satış yapmak değil anlıyor musun? Dükkan’ın iç yanında bir atölyesi var. Ressamdır Kaan. Davutlar’da hem tatil yaparız, hem de Kaan çalışmalarına devam eder. Gizem de yaşadığı boşluktan, işsizliğinden bahsetmişti bir konuştuğumuzda. Kaan’ın dükkanında çalışabilirsin iş bulana değin önerime olumlu cevap verdi. Kaan’a durumu söylediğimde gereksiz bir şey olduğunu söyledi. Onu ikna çabalarım için iki akşam üst üste seviştik Kaan’la. Kaan bana, tamam olur, hem bu kadın ikimizin seks hayatını kurtaracağa benziyor diyerek kabul etti Gizem’i işe almayı.

Sonrasını anlatmak bana acı verecek.”

“Anlatmayın a zaman.”

Bana gül bahçelerinin önemini anlatırdı. “Gülleri aralıklı dikmeli ve bahçeyi başka çiçeklerle de donatmalı.” derdi.

“Bu renk-ahenk içindeki bahçeyi kadınlarla ilişkisi hakkında bir benzetme olarak kullandığını kestirememişim. Aslında onunla güzel günler geçiriyordum. Mutluydum. Mutluluk Kaan’la yaşadıklarımız mıydı, toplamda hissettiklerimin başımı döndürmesi miydi? Kaan sanatında başarılı birisi. O sebeple kıskançlık onunla arama koyduğum en son duvar idi. Ama Gizem ile yaşadıkları beni sonsuz yaraladı. Ben de onu can evinden vurmak isterim.”

“İyi de!” dedim. “Benden ne istiyorsunuz? Benimle sevişmek gibi bir niyetiniz varsa sizi baştan uyarıyorum. Karım dün eve geç ve içkili gelmeme kızdı. Haklıydı kızmakta. Ona birlikte yemeğe gideceğimizi söylemiştim ve yıllardır görmediğim arkadaşıma rastlayınca onu evde yalnız ve benden bihaber bırakmıştım. Garibim sürprizimi mahvetmemek için beni aramamış. Ama gecesini mahvettim. Sadece bu kadar. Onunla barışmak için haklı kızgınlığının geçmesine müsade ediyorum. Sonra onu alıp buraların en şık mekanına yemeğe götüreceğim.”

“Ben de oralarda olmak isterim. Habersiz. Mutluluğunuza tanık olmak isterim. Hadi. Çayın bitmiş. Şehirden ayrılıp çiçek toplamaya gidelim kırlara.”

“Hanımefendi! Beni duymuyor, dinlemiyor ve bana yeni yeni şeyler söyleyip duruyorsunuz.”

“Ne kabasın yahu! Daha ismini bile söylemedin bana.”

“Lütfen Hanımefendi. Lütfen! Ben daha karımı hiç aldatmadım. Sizin güzelliğiniz ve bu çok güzel tavrınız, benim gibi, güzelliği dillere destan olma ihtimali solda sıfır bir erkek için çölde vaha olsa da, sizinle o dakikaları geçiremem. İsmim Sinan. Sinan Şencan. İsmimi de öğrendiniz. Artık beni rahat bırakırsanız çok sevineceğim.”

“Tamam Sinan. Seni üzdüğümün farkındayım. Karın da çok şanslı birisi. İnşallah ömrün boyunca seni hak eder. Fakat ben bambaşka bir haldeyim. Kaan hakkında söylediklerime azıcık yalan kattım. O beni aldattığı için değil, beni öldürmek istediği için kaçtım ondan uzağa. Hem bu ondan ilk uzaklaşışım da değil. Korkuyorum ölmekten. O kötü birisi. Korkunç yüzünü ilk gösterdiğinde polise sığındım; ama Kaan kendini çok güzel alalayabiliyor. Yüzüne takındığı, sert, ciddi ifadeyle ülkede kandıramayacağı kişi yok. Şimdi şuralarda denk gelse ikimize; sizi benim deli olduğuma inandırıp, benim yanımdan koşar adımlarla kaçmanızı sağlayabilir. Aslında deli olduğuma inanmanız için bir başkasına ihtiyaç da bırakmadım gibi; ama Kaan fena şeyler yapacak bana. Hani…”

Yanımızdaki taburede duran günlük gazetenin üçüncü sayfasını açtı ve…

“Bak bu kadın gibi, böğrümde beş on bıçak yarası ve bir kan gölü nezaretinde bırakacak beni sokağın birinde.”

“Ne olur beni onun insafına bırakma Sinan.”

“Melike… Melike’ye anlatsak anlar durumu. Melike’ye, bu hızına hala yetişemediğim gelişmeleri nasıl anlatacağım ki?” diye düşündüm.

“Karınla da konuşabiliriz. Çocuklarına ders veririm istersen. Evinde kalayım. Ne olur? Beni Kaan’ın insafına bırakma!”

……

.

Kıyı EGE > Recep METİN

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir