7 Nisan 2020

Devlet Ve Şehir Tiyatrolarında “Çocuk Tiyatrosu Birimi” Oluşturulmasının Gerekliliği

Kıyı EGE Haber > İçeriğinde, erginlerin ya da çocukların, çocuklar için yaptığı oyunların yanı sıra kukla, gölge oyunları, mim, sirk hatta şiirsel gösterilerin de bulunduğu “çocuk tiyatrosu” terimi hala belirsizliklerle, açıklığa kavuşturulması gereken çeşitli sorunlarla doludur.

Çocuk tiyatrosunun eğlendirici, eğitsel, kişilik oluşturucu, öğretici ve eleştirili düşünce biçimine hazırlayıcı nitelikleri vardır. Bu nitelikler arasında, çağımız düşünce sisteminin en çok önem verdiği “eğlendirici” olan işlevdir. Dünyanın hemen her yerinde yazarlar, giderek didaktizmi yadsımaktadırlar.

Çocuk tiyatrosu yazarlarının, kendi “çocukluk” anılarındaki “çocuk imajı”ndan değil de, çocuk psikolojisinin verilerine dayanan “çocuk”tan giderek yapıtlar ortaya koymaları gerekir. Çocuk yazarlarının çoğu, çocuğu ya erginle beraber ele almakta, onun ergine nispetle “eksik” yanları üzerinde durmakta, ya da çocuğu diğer çocuklarla karşılaştırmakta, ancak bu karşılaştırmayı, kendi çocukluk anıları açısından yapmaktadırlar. Yazarların artık böyle bir yol izlemeyi bırakarak, çocuk psikolojisinin verilerinden yararlanmaları, çocuğun gelişim evreleri içinde toplumun sosyo – ekonomik koşullarını göz önüne alan özgül bir tiyatro anlayışına yönelmeleri zamanı gelmiştir.

Tiyatro Sadece Yetişkinler İçin midir?

Tiyatro sadece yetişkinler için midir? Peki çocuklar! “Tiyatro” ve “Çocuk Tiyatrosu” diyerek iki farklı birim yaratılmış olur mu? Birinci soruya çok rahatlıkla hayır diyebiliriz ve çocukların tiyatroyla tanışmasının, kaynaşmasının önemli olduğunun altını çizebiliriz. “Tiyatro” ve “Çocuk Tiyatrosu” ayrımında nicel olarak bir ayrım yaratılsa da nitelik açısından maalesef bu ayrımı yaratamıyoruz. Neden?

Bu soruya cevap vermek için tiyatro alanındaki eğitimin nasıl olduğuna önce bir bakalım. Konservatuarlarımızda oyunculuk eğitiminde bir uzmanlık dalı olarak “Çocuk Tiyatrosu Oyunculuğu” adı altında bir birim yer almamaktadır. Aynı zamanda dramatik yazarlık alanında da böyle bir ayrımla karşılaşmıyoruz. Oyuncu ya da yazar olarak mezun olan bir kişi “Çocuk Tiyatrosu” alanında da söz sahibi olabiliyor. Ki bazı oyuncular “Çocuk Tiyatrosu” oyunculuğunu basit ve kolay olduğunu söyleyebiliyor. Nicel olarak gerçekleşen ayrımın nitelik olarak da oluşması için pedagoji alanının tiyatro içinde yer alması gereklidir. Pedagoji, Çocuk Tiyatrosu’nun oluşmasında en önemli alandır. 17. Yüzyıl sonlarında oluşan bu bilim dalı çocuklara da farklı gözle bakılmasına neden olmuştur. O güne kadar çocuk sadece bir yetişkinin küçük modeli olarak görülmüş ve aile içi eğitiminde, çocuğa ağır bir disiplin uygulanarak bir yetişkine dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu yaklaşım sanatta da karşımıza çıkar. Resim ve heykelde bir çocuktan daha çok, küçültülmüş bir yetişkini görürüz. “…Kendimizi çocukların yerine koymayı asla beceremiyoruz. Onların düşüncelerine inanmıyoruz, tersine onlara kendi düşüncelerimizi ödünç veriyoruz. Kendi düşünce tarzımıza göre, sürekli aynı yöntemi izleyerek onların kafalarına gerçek yerine saçmalıklar ve yanlışlıklar dolduruyoruz.” diyen Jean Jacques Rousseau “Emile” adlı eseriyle çocuk dünyasında yeni bir pencere açar. 18. yüzyıl başlangıcıyla çocuğun kim olduğu ve onun gelişim dönemi özellikleri çocuğun eğitiminde öne çıkar.

Eğitimdeki gelişmeler, çocuk dünyasını anlamamıza ve ona nasıl yaklaşabileceğimize yardımcı olmuştur. Bu gelişmelerin tiyatro sanatı içinde de yer alması gereklidir. Çünkü pedagoji bilimi var olmadan önce yetişkin dünyasını tepeden inme çocuğun dünyasına uygulama anlayışı tiyatro sanatımızda halen devam etmektedir. Çocuk tiyatrosu için bilimsel ve sistematik bir çalışmaya gidilmesini öneren Prof. Dr. Özdemir Nutku, “sahne üzerinde çocuklara uygun, çocukların dünyasını, onların düşünce ve duygu yaşamlarını, yaratıcılıklarını, onların paylaşma ve katılma gereksinmelerini sağlayan uygulamaların tek tük görüldüğünü” söyler. Çocuk için yapılan tiyatroda birebir yetişkin tiyatrosunun modeli uygulanmaktadır. Hele çocuğa hitap ediyorum diyerek ona ulaşma adına tiyatronun özünden uzaklaşılarak sinema ve bilgisayar dünyasının renkliliği Çocuk Tiyatrosu’nda yer almaktadır. Onlara hayvan kostümleri giymiş, renkli, danslı bir tiyatro sergilediğinizde eğlendiklerini mutlu olduklarını düşünebilirsiniz. Dört yaşından 12 yaşına bir çocuğun tiyatro izleme sıklığı takip edilirse, çok küçük yaşta eğlendiği tiyatrodan zamanla sıkıldığı ve tiyatro izlemekten mutlu olmadığı görülür. Çünkü çocuk büyüdükçe algısının gelişmesiyle, televizyon ve bilgisayarın yarattığı sanallığın izlediği oyunda yaratılmaya çalışılmasına tepki duyar. Bu açıdan yaklaştığımızda çocuğu anlamaktan uzak bir zihniyetin yazdığı tiyatro metni klasik tiyatro metni şablonuna uygun mükemmellikte olsa da çocuk tiyatrosu metni olarak uygun bir metin olmayacaktır. Aynı tarz zihniyet çocuğun dünyasına uygun yazılan bir metni de klasik tiyatro metni şablonuna uymadığı için reddedecektir.

Bu İkilemi Nasıl Ortadan Kaldırabiliriz?

Bu ikilemi nasıl ortadan kaldırabiliriz? Çocuğun her yaştaki gelişiminin getirdiği farklılıkların bilinmesi sahnelemede ve oyunculukta belli bir şablona uygun davranmayı da kıracaktır. Öncelikle tiyatro sanatını bilmek, anlamak ve bunun üzerinden pedagojik bir eğitimden geçerek çocuk tiyatrosu alanında uzmanlaşmak mümkün olabilir. Bunun oluşumu için de konservatuvarın birinci ve ikinci sınıfında oyunculuk eğitimi almış bir kişi üçüncü sınıftan itibaren isteğe bağlı olarak pedagoji ve psikoloji alanında ilave eğitim alarak çocuk tiyatrosu alanında uzmanlaşabilir. Çünkü çocuk tiyatrosu alanı zorunlu bir eğitim olamaz. Kişi gerçekten bu alanda çalışmayı istemelidir. Bu eğitim için konservatuvarın 3. ve 4. sınıfın müfredattaki programına ek olarak pedagoji eğitimiyle birlikte doğru çocuk tiyatrosu modelinin uygulanacağı çalışmalar yapılmalıdır. Konservatuvar içinde bunu gerçekleştirme şansı olamıyorsa kurumsal tiyatrolar çocuk tiyatrosu birimini kurarak oyuncularına bu alanda eğitim vererek onların uzmanlaşmalarını sağlamalıdır.

Çocuk tiyatrosunun Eğitsel ve kişilik oluşturucu, Öğretici, eğlendirici, eleştirici işlevlerinin gerçekte, zaman zaman iç içe geçmelerine tanık olmamızla beraber, her biri ayrı ayrı gözden geçirilmelidir.

Çağdaş ülke yazarlarının çoğunda, en çok değer verilen işlev “eğlendirici” oluşudur. Genellikle kabul edildiği gibi çocuklar, her şeyden önce, kendilerini eğlendiren, hoşlarına giden şeylere karşı duyarlıdırlar. Diğer yandan da tiyatro zaten tanımı itibariyle bir “bayram”dır, bir oyundur. Bu nedenle tiyatro, seyircisini mutlu etmeli, onu özgürlüğe kavuşturmalıdır.

Yazarların çoğu tiyatroya, eğlendirme işlevinin ötesinde, eğitsel ya da kişiliği geliştiren bir rol yüklenmesi gerekirliğini savunurlar. Bazen bu türde, belirsiz olduğu kadar, geniş kapsamlı savları yanında, tiyatronun belli “şu ya da bu kişilik çizgisinin oluşturulmasına yardım etmesi gerektiği” biçiminde düşüncelere de rastlıyoruz. Bu konuda, yazarların iki eğilim gösterdiklerini saptamaktayız. Bu eğilimlerden biri, kişilerin bireysel formasyonunu birinci planda göz önüne alırken, diğeri de, sosyal ilişkiler aracılığıyla kişilik gelişmesini amaçlar. Kuşkusuz, kişinin gelişmesinde, bireysel gelişme ile sosyal gelişme, ayrılmaz biçimde birbirine bağlıdırlar. Eğitsel ve kişilik oluşturucu işlevi açısından çocuk tiyatrosunun görevi, sanatsal duyarlılığın, imgelemin, yaratıcı gücün, anlatım yeteneğinin, eleştirici düşünmenin uyanmasına yol açmaktır. Tiyatro, zihni çağdaş evrenin gerçeklerine insana değin büyük sorunlara hazırlar. Çocuk tiyatrosu izleyici çocuğuna tiyatroya erken yaşta başlatmak suretiyle geleceğin seyircisinin oluşturmak, hatta tiyatroya değin bir yeteneğin uyanmasına yol açmak olduğunu savunabiliriz.

Ayrıca tiyatroya, bilgiler ve hatta değerler aktarılması anlamında, açıkça öğretici bir işlev yüklerler. Tiyatrodan böyle bir görev beklenmesi, son yılların bibliyografyasında pek az yer tutmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde sağlık eğitimi amacıyla, ya da çok küçük çocuklar için klasik sözlü öğretimin yerini tutmak üzere başvuruların kukla tiyatrosu gibi belirli birkaç örneğin dışında yazarlar artık öğretici işleve büyük bir önem vermemektedirler. Doğu Avrupa ülkelerine ilişkin en eski makalelerde, çocuk tiyatrosuna siyasal eğitim işlevinin yüklendiğini görüyoruz; fakat halen bu ülkelerde ve diğerlerinde, öğreticiliğin yadsınması mutlak bir kural olarak önerilmektedir.

Bazı sosyolog, pedagog, psikolog ve sanatçılar çocuk tiyatrosunun açıkça ideolojik içerikler vermemekle beraber, egemen ideolojiyi sorun olarak ortaya getirmeyi ya da, başka bir anlatımla, daha önce kazanılmış değerler üzerinde eleştirili bir biçimde düşünme olanağı sağlaması gerektiğini belirtmektedirler.

Tiyatronun eleştirici işlevi üzerinde ısrar eden akımı savunanlara göre çocuk tiyatrosu “uyumsuzları, uyumsuz olduğunun bilincinde ve başka şeyler kurabilme yeteneği olan kişiler forme etmek; çocukları, geleneksel ahlaka ve törelere körü körüne bağlı kimseler olarak yetiştirmek yerine, zihinlerini uyandırmak, onlara, zihinsel sınırlarının dışına çıkmak, uylaşımlı duyguları ve yargı klişelerini sorun olarak ortaya koymak olanaklarını sağlamak amaçlarına yönelik çalışmalıdır.” görüşü de dile getirilmektedir.

Repertuar Konusu

Çocuk tiyatrosuna ilişkin belli başlı kaynak konularından biri de repertuar konusudur. Repertuar sözcüğünden, çocukları amaçlayarak yazılmış ve erginler tarafından oynanan piyeslerin tümünü anlamaktayız.

Çocukluğun her yaşı, kendine özgü bir gerçekliğe sahiptir. Bu nedenle yazarlar, bir tiyatro salonunun yaşça homojen olması gerektiğini hararetle savunmaktadırlar. Her yaşın gelişim özelliklerinin farklılıklarının sahnelemede ve oyunculukta yaratacağı değişim Çocuk Tiyatrosu alanında uzmanlaşmanın sağlanacağı bir eğitimle gerçekleşebilir ve böylelikle Doğru Çocuk Tiyatrosu’nun oluşumu için en önemli adım da atılmış olur. Disiplinler arası işbirliği aracılığıyla gerçekleştirilecek Çocuk Tiyatrosu eğitimi metin yazımı, sahneleme, oyunculuk ve teknik konularla geniş bir yelpazeyi kapsayacaktır.

Çocuk Tiyatrosu biriminin kurulmasıyla, Çocuk Tiyatrosu alanında yazılmış metinlerin yeniden gözden geçirilmesine ve yeni metinlerin oluşturulmasına imkan yaratılmış olur. Oyun metninin oluşturulmasına, çocukların gelişim dönemlerine göre farklılık gösteren izleme süreleri ve algılamaları rehberlik eder. Bir çocuğun dört yaşında ilk defa tiyatroyla tanışacağını düşünecek olursak ona yetişkin dünyasına ait bir tiyatro şablonunu sunmanın o çocuk üzerinde olumsuzluk yaratacağını bilmemiz gerekir. Öncelikle metin üzerinden çalışmaların yapılmasıyla, Çocuk Tiyatrosu için doğru modeli kurabiliriz. Çocukların gelişim dönemi özelliklerinden yola çıkarak her yaşa uygun metinlerin oluşturulması, sahnelemede de değişiklikleri beraberinde getirecektir. Psikolojik kaynaklar, çocukluk döneminde özdeşleşme sürecine büyük önem vermektedirler. “Sanki o’ymuş gibi, bir diğerinin yerine yaşamak” olayı, sosyal rollerin öğrenimi için temel teşkil eder. Bu konudaki düşüncelerini Prof. Dr. Neriman Samurçay şu şekilde dile getirmektedir. “Çocuk tiyatrosu yazarlarının, kendi “çocukluk” anılarındaki “çocuk imajı”ndan değil de, çocuk psikolojisinin verilerine dayanan “çocuk”tan giderek yapıtlar ortaya koymaları gerekir. Çocuk yazarlarının çoğu, çocuğu ya erginle beraber ele almakta, onun ergine nispetle “eksik” yanları üzerinde durmakta, ya da çocuğu diğer çocuklarla karşılaştırmakta, ancak bu karşılaştırmayı, kendi çocukluk anıları açısından yapmaktadırlar. Yazarların artık böyle bir yol izlemeyi bırakarak, çocuk psikolojisinin verilerinden yararlanmaları, çocuğun gelişim evreleri içinde toplumun sosyoekonomik koşullarını göz önüne alan özgül bir tiyatro anlayışına yönelmeleri zamanı gelmiştir.”

…devamı var…

Pedagog Rejisör  Dr. Rasim Aşın

Çocuk Tiyatrosu Araştırmaları Laboratuarı Koordinatörlüğü

Kıyı EGE Haber

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir